Ankara siyasetinin nabzı sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde değil, ilçe belediye meclislerinde de oldukça sert atıyor. Gölbaşı Belediye Meclisi’nin son oturumu, maalesef siyasi nezaketin uzağında, arbedenin kıyısında bir görüntüye sahne oldu. AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Özbek ile Belediye Başkanı Yakup Odabaşı arasındaki o "denetim raporu" polemiği, aslında bize çok şey anlatıyor.
Siyasetin "İncelik" Sanatı: Özcan, Ilıkan ve Bugünün Örnekleri
Öncelikle şunu sormak lazım: Gerçek muhalefet bağırmakla mı olur? Bugün AK Parti Ankara İl Başkanı olan Hakan Han Özcan’ın meclis üyeliği dönemini hatırlayalım. Hakan Han Bey, o nezaket dolu üslubuyla, bağırmadan ama öyle net ve sarsıcı cümleler kurardı ki; tabiri caizse rakibine "kök söktürürdü." Keza Murat Ilıkan’ın Büyükşehir Meclisi’ndeki o bilgiye dayalı, sükunet dolu ama keskin muhalefet tarzı hala hafızalarda.
Muhalif meclis üyelerinin bu "siyasal iletişim" dersine bugün her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Çünkü Büyükşehir’in o tantanalı, kameralara oynayan "sert" tarzı Gölbaşı gibi yerel dokusu olan bir yerde eğreti duruyor. "Neden korkuyorsunuz?" sorusuyla rakibe meydan okumak, aslında rakibe en büyük pası atmaktır. Nitekim bugün Gölbaşı Meclisi'nde bu dengeyi kurabilen, üslubuyla fark yaratan isimler de yok değil. MHP Grup Başkanvekili Uğur Mirza ve BBP Grup Başkanvekili Ali İhsan Güçlü... Bu isimlerin geçmişten bugüne sergiledikleri, sağduyulu ama bir o kadar da etkili muhalefet tarzı, bağırmadan da "esaslı" eleştiri yapılabileceğinin en somut kanıtı.
Yapılan iyilik dile düşerse....
Tartışmanın en dikkat çekici ve bir o kadar da düşündürücü noktası ise Başkan Odabaşı’nın "Size komisyon hakkını biz verdik" çıkışıydı. Evet, teknik olarak AK Parti’nin sayısal olarak komisyonlarda yer alma hakkı yokken, belediye yönetiminin bu hakkı tanıması demokratik bir jesttir, şeffaflık adına kıymetlidir. Ancak siyasetin kadim bir kuralı vardır: Yapılan iyilik dile düşerse, o artık bir lütuf değil, bir prangaya dönüşür. Başkanın bu "hakkı" bir tartışma anında hatırlatması, halk arasındaki tabiriyle "başa kakmak" olarak algılanır ki; bu da ne kadar haklı olursanız olun, o demokratik jestin üzerine gölge düşürür. İyiliği yüze vurmak, siyasetin o zarif dengesini bozan "tatsız" bir hamledir.
CHP’li Üyelerin "Kuşatma" Hatası
Ancak meclisteki tek hata bu değildi. Tartışma alevlenince CHP’li belediye meclis üyelerinin yerlerinden kalkıp Ahmet Özbek’in etrafını sarması, siyaseten de insani olarak da hiç şık durmadı. Niyet "ortamı sakinleştirmek" olsa bile, o görüntü dışarıdan bakıldığında; "Çoklukla baskı kurma" veya "Muhalefetin üzerine yürüme" algısı yaratır.
Peki, Kim Kazandı?
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Bu gerginlik kime yarar?
Muhalefete mi? Hayır. Çünkü denetim raporundaki gerçekler, polemiğin gürültüsü arasında kaybolup gidecek.
CHP Grubuna mı? Hayır. "Üzerine yürüdüler" algısıyla hanelerine eksi puan yazıldı.
Yakup Odabaşı’na mı? Kısmen evet, çünkü kendi tabanını tahkim etti; ama "iyiliği başa kakma" polemiğiyle o demokratik vizyonuna da nazar değdirdi.
Sonuç Olarak;
Meclisi germek, muhalefet yapmak değildir. Sesi yükseltmek, her zaman haklılığı artırmaz. Aksine, yerelde bu tür "çatışmacı" görüntüler kararsız seçmeni iter. Gölbaşı sokaklarında yankılanan yüksek ses değil, ikna edici bilgidir. Eğer muhalefet; Hakan Han Özcan ve Murat Ilıkan’ın o eski "zarif ama sarsıcı" diliyle, bugün Uğur Mirza ve Ali İhsan Güçlü’nün sergilediği sağduyulu tavrı harmanlayamazsa; bu durum rakibi zayıflatmaz, aksine Yakup Odabaşı’nın elini daha da güçlendirir.
Benden söylemesi...