Ankara’nın siyaset labirentlerinde bayramı seyranı beklemeyen, gündemi rüzgar gibi değiştiren gelişmelerin adresi yine Gölbaşı oldu. Yakup Odabaşı’nın, beraberindeki 6 meclis üyesiyle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ederek Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) geçmesi, sadece ilçe teşkilatlarında değil, başkent kulislerinde de bomba etkisi yarattı.
Doğaldır; tepkiler yükseliyor, "vefasızlık" eleştirileri havada uçuşuyor, sosyal medyada kalemler keskinleştiriliyor. Ancak biraz geriye çekilip hamasetle değil, siasetin soğuk ve rasyonel gerçekliğiyle bakmak lazım.
O Hiçbir Zaman "Kartvizit CHP’lisi" Olmamıştı
Öncelikle hafızaları tazeleyelim ve meseleyi doğru zemine oturtalım. Yakup Odabaşı kimdir?
Odabaşı, kökleri, duruşu ve siyasi kimliği itibarıyla her zaman ülkücü çizgide bilinen bir isimdir. Geçtiğimiz yerel seçim döneminin kendine has konjonktürü, o günün şartları ve Gölbaşı’nda CHP’nin ipi göğüsleyebilmesi için gereken ittifak matematiği bir araya geldi; Odabaşı, CHP çatısı altında aday gösterildi ve seçimi kazandı.
Fakat bu süreçte herkesin bilmesi ve teslim etmesi gereken bir gerçek var: Odabaşı hiçbir zaman çıkıp da "Ben safkan, çekirdekten CHP’liyim" demedi. O gün o çatı, bir başarıyı ortaklaşa göğüslemek için bir araçtı. Seçim bittikten sonra ise yerel siyasetin o ağır, ezici ve hizmet isteyen çarkı dönmeye başladı.
Siyasette Hizmetin Yolu ve İktidar Gerçeği
Yerel yöneticilik dışarıdan bakıldığında sadece halkla kucaklaşmak gibi görünür; ancak işin mutfağına girdiğinizde durum öyledir ki, asfaltı dökmek, bütçeyi denkleştirmek, Ankara’dan yatırım koparmak bakanlıkların kapısını aşındırmaktan geçer.
Teoride "hizmetin partisi olmaz, her yere eşit mesafede durulmalıdır" denir ama pratikte Türkiye şartları ortadadır. Projelerin hızlanması, kronikleşmiş sorunların çözülmesi ve ikili ilişkilerin daha rahat kurulabilmesi için kimi yerel yöneticiler merkezi iktidarla aynı safta durmayı tercih eder. Yakup Odabaşı da bu siyasi denklemi masaya yatırdı, kendi siyasi ikbali ve Gölbaşı’na hizmet etme motivasyonuyla bu tercihi yaptı.
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; bu karar tamamen kendisine aittir. Siyasette kararların sorumluluğu da faturası da sahibine kesilir. Saygı duymak gerekir.
Siyasi Partiler Kanunu Değişmedikçe...
Burada asıl parmak basılması gereken yer, ne Yakup Odabaşı’nın tercihi ne de ona gösterilen tepkilerdir. Asıl mesele, Türkiye’nin on yıllardır konuşup bir türlü çözemediği Siyasi Partiler Kanunu’dur.
Bu kanun değişmediği, milletvekilliğinden belediye başkanlığına ve meclis üyeliklerine kadar "parti değiştirenlerin koltuğu bırakması" yönünde hukuki bir bağlayıcılık getirilmediği sürece, bu film daha çok izlenir. Vekiller de, başkanlar da, meclis üyeleri de rüzgarın yönüne, şartların elverişliliğine göre bu hamleleri yapmaya devam edecektir. Sistemi eleştirmeden, sadece kişileri hedef tahtasına oturtmak günü kurtarmaktan başka bir şey değildir.
Elbette Tepkiler Olacak, Hayatın Olağan Akışı
Elbette bu istifanın bir maliyeti var. CHP cephesinden sert tepkiler gelmesi, "emeklerimiz harcandı" denmesi, tabanın darılması gayet normaldir. Siyasetin doğasında duygudaşlık vardır; bir yola beraber baş koyduğunuz insanın yolu ayırması, hele ki iktidar kanadına geçmesi hayal kırıklığı yaratır.
Ancak siyasette kalıcı küslükler, ebedi husumetler yoktur. Bugün kızarsınız, tepki gösterirsiniz, yarın yine Mogan gölünün kenarında veya bir esnaf dükkanında göz göze gelirsiniz. Odabaşı kararını verdi, kendi yolunu çizdi. Bundan sonraki süreci belirleyecek olan, ne geçmişteki etiketler ne de bugünkü öfkeli atışmalar; doğrudan doğruya Odabaşı’nın AK Parti rozetiyle Gölbaşı’na yapacağı hizmetler ve halkın sandıkta vereceği nihai hüküm olacaktır.